» Salihli  » Şehir Belediyesi Kent Müzesi
KENT MÜZESİ



GELENEKSEL SALİHLİ EVİ SALİHLİ KENT ARŞİVİ VE MÜZESİ’NİN HİKAYESİ

Öykü Fransızların 1875 yılında tren garını inşa etmesiyle başlar. Veled-i Salih Köyünün bu sayede büyüyüp, 156.000 nüfuslu bir ilçe olacağı kimsenin aklına gelmez o tarihlerde. İstasyon bölgesi de gelir düzeyi hallice olan ailelerin yaptırdığı prestijli yapılarla çevrelenmeye başlar. Ulaşımın gelişmesiyle ticaret, ticaretin gelişmesiyle de yerleşim gelişir. Ve bugün Manisa İlinin 3 büyük ilçesinden birisi olur Salihli. Ancak işgal yıllarındaki yangınlardan ve sonrasındaki yeniden inşa sürecinden geriye çok az tarihi bina kalır.

Bilindiği gibi; ülkemizde, tarihi yapıların tespit edilerek korumaya değer olanların “Korunması Gerekli taşınmaz Kültür Varlığı” olarak tescil edilmesi Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü’ne bağlı Koruma Bölge Kurulları tarafından gerçekleştirilmektedir.

Yetki sahasına Manisa ili de dahil olan İzmir 2 Numaralı Kültür ve Tabiat varlıklarını koruma Bölge Kurulunun ilçemizde korunmaya değer tarihi binaların tespiti ve değerlendirmesi işlemi 2007 yılına rastlar. Bu tarihte, kaymakamlık binası, DDY gar binası, Altınordu Ortaokulu, Karaman Camii, Ziraat Bankası gibi bazı kamu yapılarının da içerisinde bulunduğu yaklaşık 25 civarında yapı tescil edilmiştir.

Başlangıçta, tescil kararıyla belki de son anda yıkılmaktan kurtulabilmiş az sayıdaki bu yapıların bürokratik işlemleri arttırmaktan öte gitmeyecek bir işlem olduğu kanısı hakim olsa da,  yıllar sonra, söz konusu yapıların Salihli’de koruma bilincinin yükselmesine vesile olduğunu, yapısal özellikleri ile kentsel estetiğe önemli katkıda bulunduğunu ve ayrıca sosyal ve beşeri hayata dair izler ve ipuçları taşıması nedeniyle toplumun geneli tarafından benimsendiğini söyleyebiliriz. Aslında gelinen noktada tarihi yapıların korunmasının meselesini; ecdadımıza karşı bir sorumluk gelecek nesillerimiz olan çocuklarımıza karşı da bir ödev olarak gördüğümüzü ifade etmeliyiz.

Bu bakış açısından hareketle ilk olarak mülkiyeti belediyemize ait olan Salihli Şehir Hamamı restore edilerek 2006 yılında hizmete açılmış, unutulmakta olan hamam kültürünün yaşatılması sağlanmıştır. Aynı bakış açısıyla Çocuk Esirgeme Kurumuna ait eski adıyla Saray Restoran ya da daha eski adıyla Bisküvitçinin Kahvesi olarak bilinen Himaye-i Etfal binası bir protokolle belediyemizin kullanımına tahsis edilmiş, restore edilerek, müzik, resim çalışmaları ile zaman zaman sergiler gerçekleştirildiği belediyemize ait “Kültür ve Sanat Evi” olarak hizmete açılmıştır.

Yine aynı bakış açısıyla, Müdire Hanım Evi olarak Bilinen bir dönem biçki, dikiş, nakış kursu olarak kullanılmış, Park Caddesi’nde bulunan, mülkiyeti Metin Türker’e ait yaklaşık 600 m²’lik bir parsel içindeki iki katlı ana yapı ile 3 adet ticari dükkân, 2009 yılında kamulaştırılarak belediyemiz mülkiyetine geçmiştir. İki katlı ana binanın doğu cephesinde yer alan 1901 ibaresinden hareketle 20. yüzyılın başına ve aynı zamanda yukarıda bahsedildiği gibi bölgenin gelişmeye başladığı döneme ait olduğu anlaşılan yapı, aynı zamanda Kurtuluş Savaşına da tanıklık etmiştir.

Müdire Hanım Evi hakkında, evi yaptıran Kıbrıslı Ahmet Sadık Bey’in torunu Sayın Metin Türker’in (84 yaşında) verdiği değerli bilgiler, bazı karanlık noktaları aydınlatmamıza olanak sağlamış ve dönem hakkında da önemli tarihi bilgiler elde edilmiştir. Türker, evin planının dedesi tarafından belirlendiğini, inşaatı ise Rum ustaların yaptığını ifade etmektedir. Bu bilgi yapının doğu cephesinde bulunan “I“ ve “A“ şeklinde yazılmış Yunanca harfleri de açıklamaktadır. Türker’in verdiği önemli bir bilgi de inşaatta kullanılan birçok malzemenin Yunanistan ve Fransa’dan getirildiği bilgisidir. Bu önemli bilgiler aynı zamanda Sanat Tarihinde Yunan harfleri görülen bütün yapıları Rum Evi olarak değerlendiren bilim adamlarına, yaptıkları yanlışlığı göstermesi açısından da çok önemlidir.

Yapı, adını, M. Türker’in annesi olan ve Salihli halkının belleğinde yardım ve örnek davranışı ile iz bırakan, halk arasında Müdire Hanım olarak bilinen Zehra Türker’den almaktadır. 20. yüzyılın başında ithalat-ihracat yapan zengin Rumların oturduğu İstasyon bölgesinde yer alan ev, Rum işgalinde zarar görmemiştir. O dönem ile ilgili önemli bilgiler veren M. Türker, dedesi Ahmet Sadık Bey’in Kıbrıs pasaportunda İngiliz tebaası yazdığını belirtmektedir. İşgal sırasında evlerin yakılıp yıkıldığını, insanların öldürüldüğünü gören dedesinin hemen kapıya İngiliz bayrağını astığını, kapıya gelen işgal askerlerine pasaportunu gösterdiğini, bunun üzerine Yunan askerlerinin Ahmet Sadık Bey’in önünde selam durarak işgal boyunca evin önünde zarar görmemeleri için nöbet tuttuklarını belirtmektedir.

Müdire Hanım Evi’nin bir diğer önemi de Kurtuluş Savaşı Döneminde Çerkez Ethem’in karargâhı olarak kullanılmasından kaynaklanmaktadır. M. Türker’in anlattığına göre; Çerkez Ethem evi boşalttırmış ve Kurtuluş Savaşı Döneminde bir yıl süre ile karargâhı olarak kullanmıştır. Dönem ile ilgili bilgi veren M. Türker, Yunan askerlerini Sart Cephesinde tek başına durdurmayı başaran Çerkez Ethem’in 30-35 bin kişilik efradı olduğunu, adeta kendi hâkimiyetini ilan eden Çerkez Ethem’in, asileri, evin güneyinde bulunan ve Kule adı verilen bir yerde cezalandırdığını ifade etmektedir. Kuleye gidenin bir daha geri dönmediğini belirten Türker, Çerkez Ethem’in en büyük yardımcısının Çerkez Ethem’in sağ kolu olarak bilinen iri-yarı ve çizmeli Kuşçu Eşref olduğunu ve çok eza ceza yaptığı belirtmektedir.

Kurtuluş Savaşı yıllarında Çerkez Ethem’in bölgedeki başarısının Batı Cephesi Komutanlığının dikkatini çektiğini belirten Türker, Ordunun, Çerkez Ethem’e “Sen bu memlekete çok büyük hizmetler verdin, gel düzenli orduya katıl” diye çağrıda bulunduğunu anlatır. Ayrıca Metin Amca, Çerkez Ethem’in, bölgedeki hükümranlığından vazgeçmek istemediğini ve teklifi reddettiğini, bunun üzerine Ankara’daki meclisin Çerkez Ethem’i vatan haini ilan ettiğini ve bu olaydan sonra da Çerkez Ethem’in Sart Cephesini açarak Yunanlılara katıldığını belirtmektedir. Bu gelişmenin ardından Salihli’ye giren Yunan askerlerinin çok mezalim yaptığı ayrıca tarihi kaynaklarda da zikredilen bir gerçektir.

Çocukluğunda, trene satış yapan kebapçıların işgal dönemine ilişkin hatıralarını anlattıklarını ifade eden Metin Türker, dönemle ilgili duyduklarını şu şekilde anlatmaktadır:

Yunanlılar o dönemde halka çok işkence yapmış. Yunan askerleri istasyon meydanında zorla topladıkları bebekleri havaya atarak altlarına süngü tutmuşlar. Evin hemen ilerisinde, istasyonda, lokomotiflerin İzmir’e dönüş yaptığı yerde büyük bir hangar varmış. Burada lokomotifler depolanırmış. İşgal döneminde Yunan askerleri kaçarken halkı bu hangara doldurmuşlar. Kapıyı kapatıp önüne odun yığmışlar ve ateşe vermişler. Ancak Türk Süvarileri yetişip yanmak üzere olan halkı kurtarmışlar”.

Değerli büyüğümüz Metin Türker’in verdiği bu bilgiler bize yapıyı koruma ve restore etme noktasındaki kararımızın ne kadar haklı ve yerinde bir karar olduğunu göstermektedir.

Bu süreçte bu önemli yapının restorasyon çalışmaları devam ederken doğu bitişiğindeki parsel sahibi (merhum) Mehmet Özdoğan İle de anlaşılarak kamulaştırma işlemi gerçekleştirilmiştir. Üzerindeki 2 katlı yapı ile birlikte kamulaştırılarak belediye mülkiyetine dahil olan yaklaşık 300 m²’ilk bu parsele birlikte müze alanımız yaklaşık 900 m²’ye ulaşmıştır. Bu yapılar hâlihazırda tek başlarına korunması gereken birer taşınmaz kültür varlığı olarak yakın geçmişimize ışık tutan önemli eserler niteliğindedirler. Yapıların, hem bulundukları Şehitler Mahallesinin ve Şehitlik Bölgesinin Kurtuluş Savaşı dönemine şahitlikleri, hem de Cumhuriyet Döneminin en önemli ulaşım ağını oluşturan, ve oldukça özellikli yapılarını barındıran DDY İstasyon bölgesinde yer almaları, restorasyon sonrası işlevin müze olarak belirlenmesinin daha uygun olacağı düşüncesini doğurmuştur.  Kendileri adeta başlı başına birer sanat eseri olan bu yapıların içindeki etnografik objelerle sergilenerek topluma ve özellikle de çocuklara tarih ve koruma bilincinin aşılanmasında faydalı olacağı düşünülmektedir. Aynı zamanda tematik aktivite ve sergilerle bu mekanların birer eğitim kurumuna dönüştürülmesi de hedeflenmekte ve bu önemli bir misyon olarak görülmektedir.

20. yüzyıl başına tarihlenen bir Salihli evinin mekan düzenlemesi ve kullanımı ile ilgili bir canlandırmanın da hedeflendiği yapı topluluğu, ayrıca dönemin yeme içme kültürüne, iş hayatına, geleneklere kısacası yaşam kültürüne ışık tutacaktır. Proje, Kurtuluş Savaşı Dönemi ve Kuvvay-i Milliye ruhunu yaşatan bir Salihli Kent Müzesi ve Kent Arşivi oluşturma ekseninde son hızla devam etmektedir.

2011 yılında onarımına başlanan yapıların restorasyon projeleri Yük. Mimar Selcen DOĞAN tarafından hazırlanmış, uygulama çalışmaları da, İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi Türk-İslam Arkeolojisi Bölümü öğretim üyesi Doç. Dr. Harun ÜRER danışmanlığında belediyemiz ekiplerince gerçekleştirilmiştir.

Müzeler halkın ilgisi, desteği en çok da sevgisi ile yaşamaktadırlar. Değerli Salihli halkının kendi müzesine sahip çıkacağı inancımızla, geçmişe dair; gazeteden kitaba, fotoğraftan kimliğe, paradan-pula, yazmadan halıya, radyodan daktiloya, koltuktan kıyafete, tabaktan lambaya, süs eşyalarından nazarlıklara kadar tabiri caizse iğneden-ipliğe her türlü desteğinizin son derece önemli olduğunu bir kez daha vurgulamak isteriz. Müzemize bağış yoluyla kabul edilecek objeler, belediyemizin demirbaşı haline gelecek, emin ve güvenilir bir yöntemle kayıt altına alınacak ve bağış sahiplerinin adıyla yaşayacaklardır.

“GEÇMİŞİMİZ İSMİNİZLE YAŞASIN” sloganıyla sizleri bağışa davet ediyor desteğiniz için şimdiden teşekkür ediyoruz.